Ben'i Anlatmak ya da Anlatamamak

Henry James'in 1881 yılında yayınlanan romanı "Bir Kadının Portresi"nin Isabel'i, henüz edindiği bayan arkadaşı Merle ile felsefi bir konuşmaya dalar. Madam Merle'den ne kadar etkilense de, -aslında kendi düşüncelerini onun yanında özgürce dile getirme ve anlaşılma imkanı da bu etkilenmeye bir sebeptir-, şu konuda onunla çelişmekten geri kalmaz:

"Kendimi anlatıp anlatamadığımı bilmem, ama beni benden başka hiçbir şeyin anlatamayacağını biliyorum. Benim olan hiçbir şey benim ölçütüm olamaz; tam tersine, her şey bana bir sınır çizer, beni engeller ve tümüyle rastlantısaldır. Seçtiğim giysiler ... kesinlikle beni anlatmaz; tanrı korusun anlatmalarını da istemem."

Isabel'in bu sözlerine daha fazla katılmam mümkün olamazdı sanırım. Seçtiğim giysiler, milyonlarca seçenek var gibi görünse bile yine de başka zihinlerin, o "günün" modasına göre çizdiği seçenekler arasından belirli birkaç göstergeye göre seçebildiklerimdir. Hayal gücümü, modaya dair öngörümü, düşünce çizgimi veyahut karakterimi pek az imler; Isabel'in dediği gibi hatta "sınırlar".

Bugüne dek dünya üzerinde yazılmış, çizilmiş trilyonlarca kitap sayfası eksiksiz bir biçimde kitapçılarda bulunabilse ve ben bunların arasından istediğimi seçip okuyabilme özgürlüğüne sahip olsam, yine de bu durum beni sınırlamaya devam ederdi. Kendim olamam. Kendimi hakkıyla yazamam/anlatamam. Sözcükler beni sınırlar, sayfalar beni sınırlar, insanların bakış açısı, görme biçimleri beni sınırlar. Kendimi en iyi yine ben bilirim -ki bu bilgi bile içinde sınırlıdır, çünkü içine doğduğum dünyanın yine bir tür yansımasıdır-, ama bunu başkasına anlatmam mümkün olamaz.


Okuma: Bir Kadının Portresi, Henry James, YKY Yayınları, 2012, çev. Necla Aytür-Ünal Aytür 

Foto: Jeff Sheldon