Breaking Bad'i Niçin Sevdim

Sonlarına yaklaştığım Yaratıcı Mitoloji'de "kahraman"ın hepimizce az çok bilinen bir tanımı yapılıyor: "...kahraman olmak çoğunluk dışında biri, kendisi olmak demektir." Yani kahramanlar, "gerçeklikle tatmin olmamaya karar vermiş insanlar"dır. "... adet, gelenek veya biyolojik içgüdülerin zorladığı tavırları yinelemeyi reddederler."

Breaking Bad’in yaratıcısı Vince Gilligan, bir röportajında diziyle ilgili onu en çok cezbeden şeyin bir karakteri ele alıp, günden güne onun dönüşümünü göstermek olduğunu belirtmiş. Bu bir dizi için hem sıradışı hem de çok yenilikçi bir tavır. Çünkü, yalnızca olayların gidişatı üzerine değil, karakterlerin bu olaylar karşısındaki tutumuyla ilgili de izleyiciyi savunmasız bırakır. Öyle ki, B.B.’nin her bölümünü soluk soluğa izlememizi sağlayan ve hatta yayınlanan son bölümüyle bile insana “Bu da neydi şimdi?" dedirten önemli unsurlardan biridir bu.

Breaking Bad'in kimya öğretmeni Walter White, düşünebileceğimiz en sıradan insanlardan biri "gibi" çıkar karşımıza önce. Bulunduğu konumun üzerinde bir eğitimi ve birikimi vardır ama yakınmaz. Beyin felci geçirmiş bir oğlu, ileri yaşında bebek bekleyen bir eşi vardır. Ek gelir olması için okuldan sonra bir oto yıkamada çalışır.

Ancak daha ilk bölümde onun dehasının kokusunu alırız. Derse girdiğinde, aslında daha önce binlerce kere anlattığı konuyla ilgili nasıl birkaç dakikalık hayranlık uyandırıcı bir heyecana kapıldığını görürüz. Bu adam yaptığı işe, daha doğrusu öğretmenliğe değil de "kimya" alanına tutku derecesinde bağlıdır. Kaba, ağzı kalabalık kayınbiraderinin laf sokmaları karşısında eğilip bükülse de, içinde gizlediği ateşi görürüz. Ama hayat böyle akıp gitmez. 3. evre akciğer kanserine yakalandığı ortaya çıkar. İşte bunu öğrenmesi, herşeyin başlangıcı olur bir anda.

Walter White'ta, insanoğlunun, başlangıcından beri hayranlık duyduğu kahramanların ortak özellikleri gizlidir. Geleneklere, toplumca doğru kabul edilen tabulara, hatta vücudunu gitgide ele geçiren hastalığa karşı bile baş kaldırır. Saf bir şekilde onun, başkalarından tedavi masrafları için yardım almak yerine kısa yoldan para kazanma yolunu tercih ettiğini düşünebiliriz. Ta en başından beri her şeyi, ailesi için yaptığını, onların mutluluğu ve güveninden başka bir şeyi umursamadığını da söyleyebiliriz.

Yaratıcı Mitoloji'de "Batılı yaşam biçiminin karakteristiği olan bilinmeyen sona duyulan özlem ve onun için savaşım Doğulu için çok yabancıdır" der. İşte Walter White'ta görüp de beni kendine hayran bırakan bu inceliktir. Herkesçe kabul edilen, varlığı onaylanan cennete değil de, kendi cennetine doğru yürür. Günümüzün Parzival'i, Don Kişot'udur. Zaten her şeyin sonuna gelindiğinde bunu açıkça belirtir. "Kendim için yaptım," der. Ve belki de benim hakkıyla tercüme etmekten uzak kalacağım, en vurucu ifadeyi kullanır: "I was alive".


Okuma: Yaratıcı Mitoloji Tanrının Maskeleri, J. Campbell, çev. Kudret Emiroğlu, İmge Kitabevi