İnançsızlık Süreci

Bir sabah uyandığınızda, akşam huzur içinde kitap okurken veyahut düşüncelere dalmış bir halde yolda yürürken bir anda inançsızlığa tutulabilirsiniz. Bu demek değil ki, öncesinde hiç sorgulamadınız, şüphe duymadınız, sizi sıkı sıkı saran zincirlerinizi sıkıntıyla itekleyip durmadınız. Bir süreç içinde gerçekleştiği ve bu süre boyunca zihninize usulca sızan düşüncelerin nasıl ağır, katlanılmaz bir birikintiye dönüşüp sizi huzursuz ettiği yadsınamaz.

Çok basit sorularla başlıyor aslında. Yazının sonundaki alıntıda Darwin'in de belirttiği gibi, en basit ama önemli sorulardan biri -ve kesinlikle tatmin edici bir cevabı olmayan- ceza konusu. Sevdiğiniz ve iyi insanlar, sırf Allah'ın varlığını -sadece bu da yeterli değil üstelik, peygamberlerin, kitapların, meleklerin, kıyamet gününün var olduğunu da- kabul etmedikleri için, sonsuza dek cehennemde mi yanacaklar? Bu, kardeşleriniz, yakın arkadaşlarınız, eşiniz olabilir. Bütün o ilham veren dehaların, sanatçıların, cesur ve asi güzel insanların ateşe atılacağını tahayyül etmek...

Düşündükçe, bir yaratıcı'nın kitap aracılığıyla insanın yapabilirliklerine, yeteneklerine, özgür, bilimsel ve yaratıcı düşünceye sınırlamalar koyması fikri anlamsız gelmeye başlıyor. Ve yavaş yavaş, kutsal kitabın, niçin Türlerin Kökeni, Suç ve Ceza, hatta Flannery O'Connor öyküleri kadar bile insanı etkileyemediğini anlamaya başlıyorsunuz. Sonrasında, hiç ummadığınız -beri taraftan doğallıkla karşılanan- bir berraklık hissiyle dolmaya başlıyorsunuz. Sürecin sonunda, dinin/insanın ömrünü adadığı bir inanç sisteminin mantıklı açıklamalardan yoksunluğu ile cebelleşmekten kurtulduğunuzu farkediyor ve huzur buluyorsunuz. Zihninizi özgür bırakıyor (şükretmenin ve tevbe etmenin kolaylığından arınıyor), geriye dönüp gelmiş geçmiş bütün o muhteşem beyinlerin (Kant, Darwin, Freud, Jung, Chopin, Beethoven, Bach...) hepsini iliklerinize kadar özümseme serbestliğine kavuşuyorsunuz. Nihayet serbest kalan zihninizle -çocukluktan itibaren öğrenile ve alışkanlıkla uygulanagelen bütün dini/batıl ritüellerden arınmış bir halde-, herhangi bir suçluluk hissi duymadan -bir yandan, ibadet ve duayla geçen onca vakte üzülerek, bir yandan o güne dek yaşadığınız deneyimin de değerli oluşuyla avunarak- müthiş bir öğrenme açlığıyla "uyku"dan uyanıyorsunuz.

Çok uzun süren ve acı veren, eksilten bir ilişkiden kurtulduktan sonra geride kalan büyük boşluk hissini, sahip olduğunuz her saati, yeni bir şeyler öğrenerek, bu dünyayı birazcık daha anlamaya, kendi dünyanızı zenginleştirmeye çalışarak doldurmayı diliyorsunuz.


"But I was very unwilling to give up my belief... Thus disbelief crept over me at a very slow rate, but was at last complete. The rate was so slow that I felt no distress, and have never since doubted even for a single second that my conclusion was correct. I can indeed hardly see how anyone ought to wish Christianity to be true; for if so the plain language of the text seems to show that the men who do not believe, and this would include my Father, Brother and almost all of my friends, will be everlastingly punished. And this is a damnable doctrine." -Charles Darwin