Yazın İzlenebilecek Filmler

Yazın renklerini, sokakların, kaldırımların sıcağını, daha da belirginleşen, yoğunlaşan duyguları, aşkı, nefreti, coşkuyu, tutkuyu, macerayı, arkadaşlığı, samimiyeti, doğallığı dışa vuran, hem insanı hem şehri ve tabii ki yazı en güzel anlatan filmlerden birkaçını derledim:

Benimle Kal (Stand By Me, 1986):

Stephen King'in Ceset (The Body, 1982) adlı kısa romanından uyarlanan ve ismini Ben E. King'in meşhur şarkısından alan Benimle Kal, 80'lerin en güzel gençlik filmlerinden biri olsa gerek. Efsane yönetmen Rob Reiner'ın elinden çıkma, komedi-dram-macera türündeki filmde dönemin yetenekli çocuk oyuncuları yer alıyor:  Wil Wheaton, River Phoenix, Corey Feldman ve Jerry O'Connell. Kayıp bir çocuğun cesedini bulmak için yola çıkan, birbirinden farklı karakterlere sahip dört arkadaşın macerasını konu alan yapım, her yaz izlenebilecek bir film.

Bu Dans Senin (Take This Waltz, 2011):

Yönetmenliğini, oyunculuğundan daha çok sevdiğim Sarah Polley'nin ismini Leonard Cohen şarkısından alan filmi, Toronto'nun tam bir yaz portresini çiziyor. Şehrin renkleri, Polley'nin ustalıkla kullandığı sıcak renklere karışıyor. Muhteşem Michelle Williams'ın başını fırın kapağına yasladığı sahnede yanaklarına vuran kırmızılık, giydiği sevimli kıyafetlerin alabildiğine canlı tonları, şehrin ışıkları, gölgeleri, Ontario Gölü'nün kıpır kıpır mavisi, hepsi ustalıkla beyazperdeye yansıtılıyor.

Mavi En Sıcak Renktir (La vie d'Adèle, 2013):

Léa Seydoux ve Adèle Exarchopoulos'un parladığı filmde tutku, öfke ve çaresizlik, yazın sıcağına ve çıplaklığına karışıyor.

Aynı Yıldızın Altında (The Fault In Our Stars, 2014):

Sade tişörtler, Amsterdam gezisi, romantik akşam yemeği ve ilk aşk... Hepsinde yazın büyüsü var.

Into The Wild (2007):

Sean Penn'in yönetmen koltuğuna oturduğu bu en iyi filminden akılda kalan görüntülerin başında, Chris'in (Emile Hirsch) ilk defa denize girişi, organik bir elmanın tadını çıkara çıkara ısırışı ve Tracy (Kristen Stewart) ile bir yaz gecesinde söyledikleri şarkı geliyor.

Barselona, Barselona (Vicky Cristina Barcelona, 2008):

Woody Allen'ın yıldızlarla bezenmiş, bu defalarca izlenesi ve pek keyifli yaz filmi, Barcelona ve Oviedo manzaraları, klasik gitar dinletisi ve tabii ki samimi insan portreleriyle dopdolu.

Issız Adam (2008):

Çağan Irmak'ın bu filmi, İstanbul'un yazını, nostaljik şarkılarla oldukça güzel bir şekilde buluşturuyor.

Gönül Yarası (2005):

Yavuz Turgul'un en güzel filmlerinden biri olan ve Meltem Cumbul ile Timuçin Esen'in parladığı, efsane bir kadroya sahip film, yaz aylarının İstanbul'una hayran bırakmakla kalmıyor, türkü barları, otobüs terminali, İstanbul'un arka sokakları ve İncir Ağacı ile insanın yüreğine dokunuveriyor.

Kızarmış Yeşil Domatesler (Fried Green Tomatoes, 1991):

Şüphesiz en güzel kadın filmlerinden biri olan Kızarmış Yeşil Domatesler, iki başrol oyuncusu Mary Stuart Masterson ile Mary-Louise Parker'a hayran bırakan tam bir yaz filmi.

The Notebook (2004):

Bu en güzel Nicholas Sparks uyarlamasında, yaz aylarında aşık olan çiftimizin, Ryan Gosling ile Rachel McAdams'ın uyumu inanılmaz.

İlk Dans, İlk Aşk (Dirty Dancing, 1987):

Filmin efsane şarkıları ve dansları, yaz dışında başka hiçbir mevsime uyum sağlayamazdı zaten. Basit ve gerçeklikten uzak bir senaryo belki ama yine de gelmiş geçmiş en güzel aşk filmlerinden biri.

Peşimdeki Şeytan (It Follows, 2014):

Korku sinemasının yaz aylarına niçin bu denli yakıştığının başarılı örneklerinden biri. 34. İstanbul Film Festivali'nin Geceyarısı Çılgınlığı bölümünde de yer alıyordu.

Chungking Express (Chung Hing sam lam, 1994):

Dahi sinemacı Kar Wai Wong imzasını taşıyan film, hem yağmurluk giyen hem de güneş gözlüğü takan karakteri, şehrin kaotik ortamı, doğal oyunculukları ve sıcak atmosferiyle akılda iz bırakıyor.